OSMAN KOÇ

“Dalgalar” sergisinde ne tür bir dalga formu ile çalışıyorsunuz, ve neden bu türü seçtiniz, her hangi bir sebebi var mı? 

Sergideki işimde etkileşim ortamı olarak beyin dalgalarını kullanıyorum. Esasen etkileşim için biyosensörleri kullanmayı seviyorum. Etkileşim tasarımında kullanılan sensör üzerinden mekanizma ile kurduğumuz ilişki çok önemli, ve kullanılan sensöre çok bağlı. Basınç, güç, sıcaklık, hız, gibi diğer sensörler üzerinden kurulan ilişki daha mekanik geliyor. Dolayısıyla kullanıcının sistemin işleyişini çözüp kafasında modellemesi kısa sürüyor, bu da deneyimi sıkıcı hale getiriyor. Biyosensörler ile ilgili sevdiğim şey, sistemin kullanıcının insiyatifi dışında veri alıyor olması. Ben buna inisiyatifsiz etkileşim diyorum. Öte yandan biyoveriler hala tam kontrolümüzün olmadığı veriler. Yani beyin dalgamızı, kalp atışımızı, veya ten üstü hormonal hareketlerimizi tam kontrol edemediğimiz için daha mahrem kısmımızı ortaya çıkarıyor. Biyoverileri duygu durumumuza yorumlama arabirimleri literatürde halen çok eksik, o yüzden çok genel veya düşük çözünürlüklü çıkarımlar yapabiliyoruz. Öte yandan enstelasyon kullanılırken toplanan veriler üzerinden enstelasyonun kullanıcı üzerinde yarattığı duygu dalgalanmalarını gözlemleyebiliyoruz.

Makalenizde bahsettiğiniz “Kuantum Sinema” kavramını biraz anlatabilir misiniz?

Kuantum sinema yanlış hatırlamıyorsam Peter Weibel’in Future Cinema kitabında okuduğum bir konuydu. Farklı kuantum teorilerini farklı alanlara uygulayıp kuantum kelimesini bir ön ek olarak kullanma durumunun başka bir örneği aslında.

Temeli Heisenberg ve Feynman’ın teorilerine dayanıyor. Heisenberg’in belirsizlik teorisi, gözlemin deneyi bozması üzerine kurulu. Bu durum benim işimde kullanıcı sisteme etki ettiğinin farkına varınca sistemin bozulmasıyla ilgili. Çünkü kullanıcı sisteme etkisini farketip, onu kontrol etmeye çalışırsa, işin amacı olan filmin kullanıcı üzerinde yarattığı etkiye göre değişmesi durumunu bozuyor. O yüzden filmden önce olabildiğince sistemin nasıl çalıştığını anlatmamaya çalışıyorum. Feynman’in ise Başlangıç Koşulu Teoremiyle ilişkisi var. Sistem öncelikle ilk bir dakikasında kullanıcıdan aldığı verinin ortalamasını alıp, onu baz alarak sonraki verileri yorumluyor. Çünkü farklı kullanıcılardan alınan veriler farklı seviyelerde salınım yapabilir. Bunun dışında da filmin bir sonraki sahne olasılıkları, bir önceki durumla alakalı. Dolayısıyla mesela kullanıcı ilk çataldan sonra diğer çatal üzerinden gelişen hikayeden tamamen kopmuş oluyor.

Çalışmanızda neden dikkat verisini kullanıyorsunuz? Bugün ilginin dağılması ve istenilen şeylerin gerçekleştirilmesine yönelik odaklanma sorunu yaşanması sonucu bize dramatik unsurlarla sunulan siyasetin, ekonominin takipçileri haline gelmemiz daha mı kolay yönetilmemizi sağlıyor?

Aslında bunun gibi durumlar olmasın diye iş sadece mekansal olarak izole bir yerde sergilenmenin dışında, kullanılan film de buna göre çekilmiş durumda. Yani birinci gözden çekim olması, film boyunca replik ve dolayısıyla alt yazı olmaması, ana karakterin cinsiyetinin belli olacağı bir ipucu verilmemesi hep bu dikkat dağınıklığının minimumda kalması için tasarlanmış şeyler.