KORHAN EREL

“Dalgalar” sergisinde ne tür bir dalga formu ile çalışıyorsunuz, ve neden bu türü seçtiniz, her hangi bir sebebi var mı? 

Bir dalga olan ses ile ve özellikle de spektrogramlarla çalışıyorum. Tüm seslerin yapıtaşı doğadaki en saf ses dalgası olan sinüs dalgalarıdır. Sinüs dalgaları tek bir frekanstan oluşur ve içinde armonikler (doğuşkanlar), başka frekanslar içermezler. Yani 440Hz ile titreşen bir sinüs dalgası, sadece bu frekansı içerir. Mesela yine 440Hz ile titreşen bir gitar teli, karmaşık bir dalga olduğu için içinde başka bir çok frekansta titreşen dalgalar da barındırır. Bir sesi oluşturan sinüs dalgalarının tümünü, Fourier Dönüşümü denen bir işlem ile sesin her anı için ayrı ayrı ayrıştırıp, hesaplayabiliyoruz. Sesi oluşturan sinüs dalgalarının zaman, frekans ve ses şiddetine göre grafik olarak temsiline de spektrogram deniyor. Burada y ekseni frekans aralığını (çoğunlukla 20 Hz – 20.000 Hz arası, yani insan kulağının algılayabildiği frekans aralığı), x ekseni ise zamanı gösterir. Ses şiddetini ise her bir anda her bir frekansta konulan noktanın rengi ile belirtiriz. Bu renk seçimi bize kalmıştır. Genelde düşük şiddetler koyu, yüksek şiddetler açık renkle gösterilir. Benim görsellerimde gri tonları tercih edildi ve siyah o zaman anında o frekansta hiç bir sinüs dalgası bulunmadığını gösterirken, beyaz renk ise en yüksek şiddette (ses yüksekliğinde, volümde) bir dalga bulunduğunu gösterir. Basitçe anlatmak gerekirse, spesifik bir sesi oluşturan binlerce sinüs dalgasının bir istatistiksel grafiği, resmidir. Spesifik bir sesi oluşturan binlerce sinüs dalgasının bir istatistiksel resmi ile uğraşmaktayım.

Sizce birlikte çalıştığınız bu dalga türü ile insanlar arasında nasıl bir ilişki var, veya nasıl bir ilişki oluşmasını dilerdiniz?

Ses kaçınılmazdır (birkaç istisna dışında) ve her yerde hazır ve nazırdır, dolayısıyla insan ile ses ayrıştırılamazlardır. Nitekim, günümüzde bir çok ses, özellikle yoğun nüfusa sahip alanlarda, direkt olarak veya olmayarak insanlar tarafından üretilmektedir. Ben, özellikle ses kirliğinin az olmasını, ve insan ile ses arasındaki ilişkinin daha sağlıklı olduğunu görmek isterdim. İşimde, sesi yalnızca görsel olarak göstereceğim, ve muhtemelen insanların sese olan farkındalığını arttıracağım.

“Dalgalar” sergisindeki “Bulgular” isimli çalışmanızda kısaca bahseder misiniz? İşinizi nasıl tasarladınız, fikir nereden geldi?

Fikir, benim için spektrogramların görünüşünü ve bunun tıbbi teşhis metotları ile olan ilişkisinin cazibesinden ortaya çıktı. Yıllardır kaydetmekte olduğum alan kayıtlarımı bu spektrogramlara dönüştürmeliyim ve tıpkı bir doktor veya gezgin gibi, üzerlerine notlar almalıyım diye düşündüm.

Ancak, her hangi bir tanıya varmayacağım ve yalnızca sapmaları göstereceğim.

Ses kaydını yaparken özellikle mekana/alana hakim sesi etkilememesi için hareketlerinize dikkat ettiniz mi? Örneğin öksürük sesiniz, sandalyenizde oturuşunuzu değiştirişiniz bile bu spektrogramlarda degişiklik yaratır mıydı? Ayrıca, spektrogram elde edebilmek için hangi teknolojiden yararlandınız?

Tabii ki sessel katkımı en aza indirgemek için ekstra dikkatli olmalıydım. Öksürüğüm veya üzerinde oturduğum gıcırdayan bir sandalye kesinlikle spektrogramlarda “görülebilir” olurdu. Queen Mary, University of London’dan, Chris Cannam tarafından geliştirilmiş olan Sonic Visualizer isimli ücretsiz yazılımı kullandım.

Spektrogramların genel işleyişinden bahseder misiniz? Bu görüntünün çıkmasında sesin hangi özellikleri etkili (frekansı mı, desibeli mi)? Neye göre değişiyor elde edilecek spektrogram görüntüsü?

Spektrogramlar aslında istatistiksel grafiklerdir. Benim çalışmamda kayıt süresi olan zaman, x eksenidir. Analizlerde kullanılan frekans aralığı ise y eksenidir. Bu da genel olarak insanların duyma eşiği olan 20Hz ile 20.000Hz arasındadır. Bazı ses kayıtlarım için daha dar bir frekans aralığı kullanabilirim de, kullanmayabilirim de. Her anda olan her sesin yoğunluğu bir renk ile tasvir edilmiştir. Bu renkler serbestçe belirlenebilir. Ben siyah-beyaz-gri kullanmayı seçtim, çünkü kağıt üzerinde harika görünüyor. Yüksek frekanslar daha koyu, daha yumuşak frekanslar daha açık renklerdedir. Her hangi bir sesin yokluğu beyazdır (white noise / beyaz gürültü ile karıştırılmaması için).

Hiç şu anki günlük yaşantınızdan farklı, ütopik bir yaşantı hayaliniz oldu mu (örneğin sesleri/spektrogramları kullanarak şuan ifade edemediğiniz şeyleri ifade edebileceğiniz veya günlük rutininizin çok uç noktalarda değişebileceği)?

Sanmıyorum. Hayatım şu anki hali ile yeterince ütopik.

İşinizde şehirlerin işitsel dokusunu ortaya koyarken sizi şaşırtan veya tahminleriniz dışında olan bir sonuçla karşılaştınız mı?

Esenler Otogar ile Zeytinburnu arasındaki metroda yaptığım kayıtta, trenin istasyonlar arasında ürettiği seslerin görseli beni büyüledi ve şaşırttı! Sergide bu görseli de göstereceğim.