EBRU YETİŞKİN

Dalgalar temasını nasıl seçtiniz?

Aslında dalgalar kavramı üzerinde 2 yıldır çalışıyorum ama sergiyi gerçekleştirme fırsatını ancak bulabildik. Bugün güncel toplumsal dönüşümün nasıl gerçekleştiğini, disiplinlerin sınırlarını aşan bir yaklaşımla incelemek gerektiğini düşünüyorum. Bu tabii, sanatın güncel halini başka bir yere taşıma çabası olarak da okunabilir. İçinde bulunduğumuz koşullar altında hem birçok kişinin b(ağ) kurabileceği hem de bilim, sanat ve teknoloji kesişmeleriyle örtüşen bir sergi düzenlemek istedim. Bu bakımdan dalgalar, hem farklı çağrışımlar yapan hem de hayatı oluşturan temel formlardan biri.

“Kakofoni” ve “Bilinmeyen Kod” sergileri kapsamında geliştirdiğim tartışmanın doğal bir uzantısı sayılabilecek “Dalgalar” ile yaptığımız ya da yapmadığımız her küçücük hareketin bir etkileşime nasıl yol açtığını keşfetmeye odaklandık. Bir sorumluluk etiği önermek ya da bir yozlaşma eleştirisi getirmekten ziyade ürettiğimiz ve ilettiğimiz farklı enerjilerin dönüşüme ve mutasyona yol açtığına, sondajlanarak tüketilir hale getirildiğine dikkat çekmek istedim.

Dolayısıyla sergideki etkileşimsel ve performatif niteliklere sahip işler ve konuşmalar mekanik, elektro-manyetik, ışık, ses gibi farklı dalga türlerinin nasıl çalıştığını açığa çıkarıyor. Özellikle sergi programındaki konuşmalar ile bu dalgaların mimarlık, felsefe, sosyoloji, teknoloji ve siyasette nasıl işlev gördüğünü tartışmaya açarak dalgaların gündelik hayatın değişimine yaptığı etkileri açmaya çalıştım.

Sergiyi gerçekleştirme sürecinizden bahseder misiniz?

Bu sergi, birçoğu dünyanın en prestijli etkinliklerinde ve kurumlarında çalışan, ödüller kazanan sanatçılar ve araştırmacıları biraraya getiren bir ekibin kolektif üretimi sayesinde ortaya çıktı. Sergi, Osman Koç’un ve İskele47’nin öncülüğünü yaptığı Türkiye’deki maker hareketinden büyük destek aldı.

 

Çağdaş Sanat, Bilim ve Teknoloji dersini verdiğim öğrencilerimle gerçekleştirdiğimiz röportajlar hepimiz için bir birlikte öğrenme ve araştırma sürecini oluşturdu.Türkiye’de bu tür sergilere destek veren ve alan açan kurumlar olmadığı için kendin-yap kültüründen yola çıkarak sergiyi gerçekleştirmemiz epey zaman aldı. Blok art space de deneysel ve avangard işlere açık bir vizyona sahip olduğu için kültür-sanat alanındaki diğer büyük kurumlara bu anlamda bir taklit modeli oluşturacak cesur bir adım attı.

Dijital işlerin galeri ve müze alanlarındansa açık alanlarda yerleştirilmesi, paylaşılması, eski ve yıpranmış olanla bir kontrast oluşturarak izleyicinin etkileşime geçebileceği ortamlarda sunulmasını önemli buluyorum. Bu nedenle Blok art space’in mekanının yanı sıra yapım aşamasındaki boş bir inşaat binasına yayılan sergi, inşaatların hüküm sürdüğü kentsel mekanlarda izleyiciler için de başka bir gündelik etkileşim ve deneyim alanı oluşturur umarım.

Bundan sonra yapmak istediğiniz çalışmalar neler?

Yeni medya kültürünün kültür-sanat yoluyla yayılabilmesi için üniversitelerdeki laboratuvarların deneysel üretim yapan sanatçılara açılması gerektiğini düşünüyorum. Dikkat ederseniz Türkiye’de bu alanda çalışan araştırmacıların ve sanatçıların hemen hemen hepsi eğitim ve araştırma çalışmalarını yurt dışında yapıyor. Bilim, sanat ve teknoloji alanındaki disiplinlerarası programların mimarisini geliştirmek, Türkiye’de bu alana ilgi duyan ve kendini yetiştirmek isteyenler için kritik bir adım sayılır. Bundan sonraki aşamada Dalgalar kavramının ilişkili olduğu bir başka sergi ile ilgili çalışıyoruz: “Bulaşan Bedenler”. Önümüzdeki dönemde bu projeyi gerçekleştirmek ve Türkiye’de bu konuda yapılan üretimi yurt dışındaki platformlarla bir araya getirecek adımlar atmak istiyoruz. Bakalım…