CANDAŞ ŞİŞMAN

İlk olarak, dalgalar sergisi için geliştirdiğiniz projenin konsepti nedir ve dalgalar temasına daha çok hangi açıdan yaklaşıyorsunuz ? 

Dalgalar için geliştirdiğim konsept, mikro düzeyde açığa çıkan bir etkinin, makro ölçekte düşündüğümüzde, çevresindekilerle etkileşime geçerek dolaylı bir dönüşüme yol açtığını belirten ve evrenin yapısını bu durum üzerinden betimleyen bir konsepte sahip. Bir etkinin dalga şeklinde yayıldığını varsayıyorum ve bunun tıpkı ses frekanslarının yüzeylere çarpıp yönünü değiştirmesi gibi, farklı yansımalar yaratması sonucunda ortaya çıkan yeni tepki ve etkiler yarattığını düşünüyorum. Bu yüzden evrenin yapısının ipliklerden oluşan etkileşimsel bir ağ oldugunu söylüyor ve her şeyin birbiriyle bir şekilde bağlantılı oldugunu düşünüyorum. Dalgalar’a hem form açısından hemde konsept açısından bakıyorum, bence ikisi birbirini bütünleyen ve var eden şeyler. Dolayısıyla sadece tek bir noktasına odaklanmadım.

Sergi için ürettiğiniz projenin yapısından biraz bahsedebilirmisiniz? Nasıl bir form ve medyum’u kullanıyorsunuz ve dalgalar temasını projenize nasıl dahil ediyorsunuz ?

Tabi, bir mekan içerisinde, dikey olarak gerilmiş 25 adet yay, motor sistemi, devre ve akustik yapılardan oluşan interaktif bir enstalasyon tasarladım. İzleyici yaylardan oluşan bu yapı içerisine girebilecek ve yaylara dokunabilecek. Yay, dokunulduğu zaman titreşmeye başlıyacak ve çevresindeki yayları gecikmeli şekilde tetikleyecek. Böylece bir noktadan başlayan titreşim, bütün enstalasyonu etkileyecek ve kısa bir süre sonra duracak. Bu titreşimler sayesinde yayların bağlı oldukları yapıların çıkaracağı akustik bir ses de mekana yayılacak. Böylece izleyici hareket, zaman, mekan ve sesin bir arada olduğu melez bir deneyim yaşamış olucak. Dalgalar temasını kavramsal olarak nasıl eklemlendirdiğimi bir önceki soruda cevapladım, yapısal olarak ise, seçtiğim yay materyalinin oluşturacağı hareket ve ses, dalgalar ın yapısını betimliyor olucak. Yay hem yapısal olarak hemde çıkaracagı ses ve hareket açısından temel dalga formuna gönderme yapıyor olucak.

Çalışmanızda sosyolojik bağlantıların olduğunu da destekler misiniz?

Projemin fikri aslında basit ve temel bir fikir ile ilgili, fakat önemli olan nokta da bu zaten. Basit şeylerin karmaşık yapıları meydana getirmesi üzerine olan ilgimden dolayı bunu önemsiyorum. Düşündüğümüz zaman doğadaki veya evrendeki birçok şey, bazı temel formüller üzerine inşa ediliyor. İnsanların kurduğu sistemler, kavramlar ve dil, bunlardan sadece birkaçı. Mesela, suyun damlaması ve o damlanın yarattığı etkiler yani sıvı dinamikleri üzerinden, hayatın akışı ile ilgili bir çok anlam çıkartabiliyoruz veya karıncaların kendi içindeki hiyerarşisinden, insan toplumunun yapısı ile ilgili bazı durumları daha iyi kavrayabiliyoruz. Projemde de bu şekilde temel noktalara odaklanmaya çalışıyorum. Bu temel noktalar, bir çok şey ile iletişime geçebiliyor. Bunlardan biri de sosyoloji. Bu noktada projemin fikrine geri dönersek, oluşan bir etkinin başka tepkilere yol açması, bu tepkilerin de başka etkiler meydana getirmesini ve bu durumun nasıl bir yapı içerisinde varolduğunu sorguluyorum. Bu duruma sosyolojik açıdan bakarsak, toplumsal davranış biçimlerinin tam da buna oturduğunu görürüz. Mesela politik bir duruma verilen tepki, tek bir kıvılcım ile bireylerin birbiriyle etkileşime geçerek toplumsal bir harekete dönüşmesini sağlayabiliyor. Felsefik açıdan bakarsak, aslında bu durum bir fikrin oluşum süreci ile de ilgili yani bir fikrin başka bir fikir ile birleşmesi, bunun sonunda başka bir fikrin oluşması ve bunun tekrar başka bir fikir ile birleşerek ortaya öz bir fikrin çıkması. Doğa bilimleri açısından bakarsak, bir bitkinin kök yapısının tek bir noktadan başlayıp dallanıp budaklandığını görebiliriz ve bu yapısal olarak bir şeyin gelişim sürecine dair ip uçları verebilir. Bu açılardan baktığımız zaman, yaptığım projenin konsepti, bakış açısına göre farklı bağlantılar kurabilen bir konsept. Bunun nedeni ise yukarıda biraz değindiğim, bazı temel formülleri yakalamaya çalışıp, kavramların getirdiği sınırlardan sıyrılmaya çalışmam. Bunu başarabildiğimiz zaman, yaratılan şeyin altındaki hakikatlere ulaşma şansımız olabileceğini düşünüyorum.

Sanatsal üretim süreciniz genellikle nasıl gelişiyor? Sürece nasıl başlıyorsunuz ve ilk fikirlerinizi nasıl geliştiriyorsunuz ?

Bu durum genellikle değişkenlik gösteriyor. Bazen önce fikir beliriyor, bazen doğaçlama şekilde ilerleyip, her şey süreç içerisinde beliriyor. Daha detaylı düşünürsek, zaten hayatımız boyunca bilinçaltımıza sürekli olarak bilgi ve hisleri depoluyoruz ve bir şey üzerinde düşünürken veya tasarlarken farkında olmadan bilinçaltımızdaki bu birikimi kullanıyoruz. Aslında bunu bir sıvının akışı gibi düşünebiliriz. Bir konu üzerine odaklandığımız zaman, bazı kanallarımızı açıyoruz ve bilinçaltımızdaki birikimlerimizi ona doğru akıtıyoruz. Üretim sürecine başlamak ve fikirlerin oluşumu benim için bu kadar organik birşekilde oluyor diyebilirim. Yani çok muğlak, değişken, içinde bulunduğu ortama göre şekillenen, belli bir akış yönü olmayan bir süreç diyebilirim. Daha somut olarak konuşmam gerekirse, enstalasyon fikirlerimi genellikle sessiz, yalnız ve soyutlanmış bir mekanda ortaya çıkartıyorum. Bazen odamdaki bir obje bana fikir verebiliyor. Mesela dalgalar sergisindeki projemin ilk kıvılcımını, odamda asılı olan bir yay çaktı. Biraz öncede dediğim gibi düşünme süreci çok organik şekilde ilerliyor. Ayrıca yeni bir projeye başlarken genellikle teknik ve kavramsal bir ön araştırma yapıyorum. Bu o işe odaklanmamı sağlıyor.

Fikrinizin izleyiciye aktarımı sizin için ne kadar önemli ?

Fikrin aktarımı açıkçası benim amaçladığım bir şey değil, ben fikirden çok deneyimin aktarılmasını önemsiyorum, çünkü bu şekilde izleyicinin düşünüş biçimini kısıtlamamış oluyorum. Böylece izleyici kendi algılayış ve bakış açısına göre, iş ile ilgili yeni fikirler türetebiliyor. Bu durum hem izleyicinin işin içerisine daha fazla katılımını, hemde ortaya çıkardığım deneyimin yeni fikirler türetmesini sağlıyor. Açıkçası fikrin aktarımı konusunda sert değilim çünkü bu tavrın çok baskıcı ve belirleyici olduğunu düşünüyorum. Biraz önce dediğim gibi daha yumuşak bir şekilde izleyicinin yorumuna açık kalmasını ve ortaya çıkan deneyimin benim amaçladığım dertler yerine yeni fikirler yaratmasını doğru buluyorum. Böylece iş bir noktada sizden bağımsızlaşıyor ve kendi kendine yaşamaya başlıyor. Ben, bu süreci izlemesini seviyorum. Benim asıl önemli olan, izleyiciye öz bir deneyim yaşatmak ve bunun sonucunda karmaşık fikirsel bir süreç ve yalın bir sonuç üretebilmelerini sağlayabilmek. Onun dışında direkt olarak benim çıkış noktalarımı anlamalarını beklemiyorum. Dediğim gibi bunlar benim işi üretmemdeki motivasyon nedenlerim. İzleyicinin işimi deneyimlerkenki motivasyonunun, benim motivasyonumla aynı olması gibi bir beklentim yok. Beklentim insanların kendi motivasyon ve fikirlerini oluşturabilmeleri.

Daha önceki çalışmalarınızda görsel, işitsel ve mekansal olarak dalgalar’ ı kullandınız. Bütün bu farklı yapılar arasındaki ilişkiyi nasıl görüyorsunuz ? Bunlar birbirlerini nasıl etkiliyorlar ve nasıl bir araya geliyorlar ?

Genel olarak çalışmalarımda, farklı duyuların melez bir şekilde bir araya gelmesi üzerine denemeler yapıyorum. Örnek olarak ses’i nasıl görebiliriz veya kokuyu nasıl duyabiliriz? Ayrıca dokunma, koklama, görme duyularını tıpkı sinestezi hastalığındaki gibi bir arada algılarsak ortaya nasıl bir deneyim çıkar? Waves sergisi için geliştirdiğim Re-conn-act isimli çalışmamda ise dokunma, görme ve duyma’nın bir arada olduğu melez bir deneyim tasarladım. Önceden de bahsettiğim gibi tasarladığım yapı şu şekilde, izleyicinin enstalasyondaki birtane yay’a dokunması ile birlikte yay titreşçek ve yay’a bağlı olan akustik elemanlar sayesinde, akustik bir ses mekana yayılacak. Bu süreç çok kısa bir süre içerisinde olucak. Dolayısıyla izleyici yay’a dokunduğu an hem dokunma, hem görme, hem duyma hissi alıcak. Buda izleyicinin aynı anda 3 farklı duyuya maruz kalmasını sağlıyacak. Bütün bunlar ise mekansal bir kurgu içerisinde olucak. 25 adet yayın ortalama 1 metre aralıkla mekan’a yerleştirilmesi sonucunda, gridal bir alan meydana gelicek ve izleyici, ortalama 36 m2 lik bir alanda, hareketi ve sesi çevresel bir şekilde deneyimleyebilecek.